← Back to Work0% of chapter
Toska

CHAPTER 5

Papatya

L.NORA

Ne olduğunu anlayamamıştım. Rüya mı görmüştüm? Ne gördüğümü tam hatırlamıyordum. Niye bu aralar çoğu şeyi unutuyordum? Garipti.

Derin düşüncelerimden kapının tıklatılmasıyla çıkmıştım. Anneannem sesleniyordu.

Yatakta oturur pozisyona geçip, “Gel tontişim.”

dememle beraber kapıyı açıp içeri girdi. Yüzüne baktığımda mutlu olduğunu görebiliyordum. Onun mutluluğu beni daha mutlu ediyordu.

Ardından kapıyı kapattı ve bana,

“E kizum, açmamışsun. Sürpriz midir, nedur ha onlari?” dedi.

Şive yapması çok hoşuma gidiyordu. Oldum olası Karadeniz'i çok severdim ama çok sertlerdi gerçekten. “Evet meleğim, uyuya kalmışım.”

Anneannem:

“Oy benim kınali kizum, uyandırdım mı senu?” dedi.

O mu uyandırmıştı beni? Ben kendi sesime uyanmamış mıydım?

Anneannem, sorusuna cevap vermeyince kendini açıklamaya başladı.

“Tıklattum ha böyle.” derken koluma kapı tıklatıyormuş gibi yapıyordu.

Bu hâline kahkaha attım.

Sözüne devam etti:

“Seslendim ha sana, ‘Nare kizum, kaktun mi?’ dedum. Dedum da cevap gelmedi da.”

dedi.

Demek ki ben kendim uyanmamıştım.

Anneannemin yanağından öpüp ayağa kalktım.

Dışarı kararmıştı. Bayağı uyumuştum demek oluyordu bu. Anneanneme dönüp,

“Çok uyumuşum be tontişim, neden kaldırmadınız beni?” diye sordum.

“Kizum, ben sana kıyabilirmiyum da nasıl kaldurayim?”

deyip yataktan kalktı. Doğru, bana kıyamazdı.

“Hadi, yemek hazur. Onu demek için celdiydum. Üstünü değiştir de cel hadi.” deyip odadan çıktı.

Olanları idrak edememiştim. Kötü olan tarafı, rüyayı tam hatırlayamıyordum. Sadece bir koku, bir ses, bir göz vardı zihnimde. Bir de zarf. Hatırlayamıyordum.

Başıma ağrı girmişti. Üzerinde durmaya gerek yoktu. Önemli olsaydı hatırlardım. Değil mi?

Üzerimi değiştirip mutfağa indiğimde annem sofrayı hazırlıyordu. Anneannem masaya oturmuş, babam ise anneme yardım ediyordu.

Babam anneme yardım mı ediyordu? Ne?

Babamı hayatım boyunca hiç anneme yardım ederken görmemiştim. Babamın düşünceleri, “Hiç erkek kadın işi yapar mı?” adlı propagandalarla doluydu.

Ben babama garip garip bakarken annem beni fark edip,

“Nare, geçsene kızım masaya.” demişti.

Ona baktığımda beyaz bir elbise giymiş, kafasına da papatya tacı takmıştı.

Papatya…

Garip hissetmiştim. Annemi hiç böyle görmüş müydüm ki?

Neyseydi.

Annemi dinleyip masaya meleğimin yanına oturdum.

Anneanneme dönüp,

“Göreymisun sultanım, nasılda iş ediy senin damat.”

dediğimde bana dönüp tebessüm edip göz kırpmıştı.

Ne demek istiyordu, anlamamıştım ama üstelemedim.

Annem ve babam da masaya yemekleri getirip oturduklarında yemeğe başlamıştık.

Kendimi tutamayıp babama,

“Babacım, hani ev işlerini erkekler yapmazdı? Noldu?” diye sordum.

Babamın bu soru karşısında tek kaşı kalktı. Anlaşılan dalga geçemeyecektim.

Babam da cevap vermedi. Dönüp anneme baktığımda gülümseyip öpücük atmıştı.

Niye sadece gülüyorlardı?

*****

Yemekten sonra kendime çay alıp terasa oturmaya çıktım.

Telefonu geldiğimden beri elime alamamıştım. Baktığımda Defne ve Işık'tan mesajlar gelmişti.

Defne benim küçüklük arkadaşımdı. Anasınıfında tanışmıştık. Çok iç açıcı bir tanışma değildi. Birbirimizden nefret etmiştik. Ama sorun değildi, sonunda iki en yakın dost olmuştuk. En iyi dostum olmuştu.

Işık, onunla liseden tanışıyorduk. Hayatıma enerji getiren bir arkadaşımdı. Defne ne kadar sakinse Işık onun tam zıttıydı. Ben de tam ortalarıydım.

Bu beni yoruyor muydu?

Hayır, ikisiyle de inanılmaz eğleniyordum. İyi ki varlar.

*****

Defne ve Işık'ın mesajlarına cevap verip telefonu kenara bırakmış ve yıldızları izlemeye başlamıştım.

Yıldızlara baktığımda içlerinden biri çok daha fazla parlıyordu. Hissediyordum. Daha önce de fark etmiştim herhâlde.

Gözlerim yıldızdayken kendi içimde yolculuğa çıkmak üzereydi. Zihnim sisleniyordu.

Küçükken Rize merkezindeki bir dükkân çok dikkatimi çekmişti. Her o yoldan geçtiğimizde görüyordum o dükkânı. İsmi şu an aklıma gelmiyordu ama ben orayı çok iyi biliyordum. Bir bilim dükkânıydı.

Neden bazı şeyleri hatırlamasam da bu kadar tanıdık hissettiriyordu? Neler yaşamış ama unutmuştum?

Ben neden bazı anılarımı unutmaya başlamıştım? Rüyalarımı neden unutuyordum?

Oysaki küçükken her şeyi hatırlardım.

Annem bana hep,

“Çok bilmek ve anlamak sana zarar veririr Narem.” diyordu.

Küçükken de anlamıyordum ne demek istediğini.

İki gün sonra yirmi bir yaşıma girecektim ama hâlâ anlam veremiyordum.

Ne demek istiyordu?

Bir o kadar şeyi unuturken neden TOSKA'yı unutamıyordum?

Anlamını bile bilmediğim bir şeydi ama neden bu kadar tanıdık geliyordu?

Kaybolmuş gibi hissediyorum.

Allah'ım, sen bana yol göster.

Derin düşüncelerimi bir kenara bırakıp yıldızları incelemeye başladım.

İçim her daraldığında yıldızlara sığınırdım. Çok özgür gözükürlerdi gözüme. Uzakta, kendi hâllerinde dolaşıyorlardı. Hem de ne kadar isterlerse o kadar ışık yayıyorlardı.

İster görünmez olur, yok olurlardı; isterlerse benim yıldızım gibi dünyaya ne kadar güzel olduklarını kanıtlarlardı.

Sahiden çok parlıyordu. Hatta diğer yıldızlar gibi uzakta değildi, daha yakınmış gibi duruyordu. Çok güzeldi.

*****

Üşümeye başladığımı hissettiğimde terastan çıkıp odama geçtim.

Gözüme kapının arkasındaki namazlağı takıldı.

Kendimi kötü hissediyordum. Namaz kılarsam iyi geleceğini biliyordum.

Odadan çıkıp abdest almak için banyoya geçtim.

Banyo soğuk, buz mavisi fayanslarla döşeliydi. Gerçekten soğuk olmasına rağmen daha soğuk hissettiriyordu.

Bir an önce abdestimi alıp banyodan çıktım.

Odaya geçip seccadeyi yere serdim. Dolabımda olan başörtüsünü alıp başıma bağladım. Kapının arkasında asılı olan abaya'yı da alıp üzerime giydim.

Niyet edip namaz kılmaya başlamıştım.

Namaz esnasında secdeye gittikçe gerçekten rahatladığımı hissediyordum. Yüklerim alınıyor gibiydi. Biliyordum. Tek sığınacağım liman oydu.

Namazı bitirip dua kısmına geçtiğimde içimde bir şeyler kopup gitti. İstemsizce gözlerimden yaşlar düşmeye başladı.

Bunun anlamını çok iyi biliyordum. Çok fazla yorulmuştum. Kendimi eksik hissediyordum.

Çoğu şey eksikti. İlk başta baba sevgisi.

Rabbime bir yandan ağlarken bir yandan da çocuklar gibi yalvarıyordum.

Bir tek o beni anlardı; ne kadar yorulduğumu, üzüldüğümü, kırıldığımı ve yok olduğumu.

Kaybolmuştum. Yardım etmeliydi. Edecekti, hissediyordum.

Annem hep bana küçüklüğümden beri,

“Sen çok farklısın Nare, diğer çocuklar gibi değilsin.” derdi.

Evet, değildim. Ben herkesin yarasını anlamaya çalışıyor, herkesle empati kuruyordum. Sevdiklerim hataya düşmesin diye hep yardıma koşuyordum.

Ama kimse bana benim gibi davranmıyordu. Babam bir keresinde,

“Çok iyi düşünüyorsun kızım, kimse senin kadar iyi değil.” demişti.

O gün bir köpek yavrusunu kurtarmak uğruna caddeye atlamıştım. Sürücü köpeği görmüş ama frene basmamıştı. Bana vurmuştu.

Aklıma gelince bile karnıma kramplar giriyordu. Babam haklıydı. Herkes iyi değildi.

Ağlamalarım hıçkırığa döndüğünde elimin tersiyle gözlerimi silip ayağa kalktım.

Seccadeyi toplayıp yerine koydum.

Üstümü değiştirip uyumak istiyordum. Gözlerim acıyordu.

İçin sökülene kadar ağladıktan sonraki o ağırlığı bilirsiniz, değil mi? Evet, işte ondan.

Üstümü değiştirip yatağa uzanmıştım. Tek başıma çok şey atlatmaya çalışıyordum.

Düşüncelerime ara verip onları yarına erteledim. Gözlerimi kapatıp sağıma dönmüştüm.

Çok sürmeden uykunun kolları arasındaydım.