← Back to Work0% of chapter
Toska

CHAPTER 4

Melek

L.NORA

Tontişimin yanından ayrıldıktan sonra çocukluğuma dönmek için keşfe çıkmıştım. Anneannemin evinde her yer anılarla doluydu. Tek çocuk olabilirdim ama ben büyürken yanımda kuzenlerim vardı.

Ben daha yedi yaşındayken dayımlar ailecek çıktıkları bir tatilde trafik kazası yaparak hayatlarını kaybettiler. Ailecek çok zor zamanlar atlatmıştık. O zamanlar annem bana gerçekleri söylememişti, ben de neden anlatmadığını merak etmiştim. Çünkü hepsi bir anda nasıl melek olabilirdi ki? Değil mi?

Bu yayla evinde cenaze evi kurulmuştu. Ben de akrabaların arasında geçerken bir kadının dayımların dedikodusunu yaptığını duymuştum. Aklıma geldikçe o anları tekrar tekrar  yaşıyordum…

10 AĞUSTOS 2011 — TAZİYE GÜNÜ

Annemin yanından uzaklaşıp salondaki teyzelerin yanına gittim. Belki birinden bir şey öğrenirim diye düşünmüştüm.

İki tane kadının yanından geçerken duyduklarımla yerle bir oldum.

Kadının,

“Duydun mu? Serkan Sevda'yı aldatıyormuş. Sevda tatil dönüşünde bunu yakalamış. Sonra şiddetli kavga ederken uçurumdan yuvarlanıp kaza yapmışlar. Duyunca çok üzüldüm, o çocukların ne suçu vardı?”

demesiyle onlara dönüp bağırmaya başladım.

“Sen ne diyosun? Nasıl dedikodu yapabiliyorsun? Utan kendinden, cenazedeyiz. Defol git burdan! Defol gittt!”

diye bağırmaya başladığımda herkes bana bakıp olanları anlamaya çalışıyordu.

Annem benim sesimi duyup odaya koşarak girmişti. Yanıma geldiğinde,

“Noluyor kızım, neden bağırıyorsun?”

diye sormasıyla karşımdaki kadını gösterip,

“Dayımın yengemi aldattığını söylüyor anne. Neden yalan söylüyor? Neden onların cenazesinde saygı göstermiyor? Gitsin bu evden.”

deyip kadına tekrar döndüğümde yüzünde beklediğim utanmışlığı, kızarıklığı göremedim. Çok rahat bir şekilde oturuyordu.

Nasıl içi böyle bir şeye elvermişti?

Annem dediklerimi duyunca karşımdaki kadına kaşlarını çatıp öfkeyle,

“Kalk git şurdan Sultan! Eve kim aldı seni? Cenazede bile terbiyesizlik yapıyorsun. Çık git, bir daha da gelme. Adımını atma bu eve.”

dedi.

Kadının kolundan tuttuğu gibi kaldırdı. Kadın anneme bırakmasını söylüyordu ama annem de en az benim kadar sinirlenmişti bu duruma.

Kadını evin kapısından çıkardıktan sonra bir de arkasından tükürüp kapıyı yüzüne kapattı.

Taziye evinin kapısı kapanmazdı.

Ama böyle saygısızlara kapalıydı.

Annem kapıyı kapatıp bana döndüğünde gözlerindeki o yıkılmayı görmüştüm.

Saf bir çocuk değildim.

Anlamıştım…

*****

Rafta gördüğüm fotoğrafla beraber çok derinlere dalmıştım.

Zor zamanlar atlatmıştık gerçekten. Ege ve Derin'e doyamamıştım. Daha yaşayacağımız çok şey vardı.

Vardı, değil mi?

Olmalıydı.

Ama bazı şeyler olmuyor. İstesem de olmuyor.

Üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen her aklıma geldiklerinde yaşanmayan ihtimaller için üzülüyordum.

Annemin seslenmesiyle fotoğraftaki gözlerimi çekip mutfak kapısına baktım. Annem de benim nereye dalıp gittiğimi görmüştü. Gözlerindeki o duyguyu görebiliyordum.

Yaşanmamışlıklar.

“Nare, hadi gel kızım. Yardım et bana.”

demesiyle fotoğrafa son kez bakıp yanına doğru yürümeye başladım.

Yanına gittiğimde yanağına öpücük kondurup mutfağa girdim.

Evin her yeri tahtadan olduğu gibi mutfak da öyleydi. Dolapları iki yıl önce dekore ettirmiştik. Melek Sultan ahşap görüntüsünü sevdiği için istediği gibi yaptırmıştık. Dolapların üst kısmına, her Karadenizli gibi, bakır çaydanlıklarını, ibriklerini, dedemin annesinden kalma sürahileri dizmişti.

Burası resmen bir anı eviydi.

Tek Meleğim kalıyor diye düşünüyorduk ama burada dayımlar, dedem, kuzenlerim, daha ana rahmindeyken ölen teyzem yaşıyordu.

 Yani, anıları her yerdeydi.

Anneannem kimsenin varlığına ihanet etmezdi.

Tekrar etrafımı incelemeye devam ederken yerdeki yolluk dikkatimi çekti. Geçen sene benim çeyizime koymak için diretmişti. Ben de istemem dememe rağmen arabaya koymuştu.

Eve gidince fark etmiştik annemle beraber. Sonraki gelişimizde yolluğu buraya sermiştim.

Değiştirmemiş demek ki, meleğim.

Ocak tarafına bakınca annemin kuymak yaptığını gördüm. En sevdiğimdi. Ankara'da buradaki kadar güzel olmuyordu veya Rize'nin havası onu farklı yapıyordu, bilemiyorum.

Annemin yanına gidip sırnaştım.

“Selinim, ellerine sağlık. Mis gibi kokuyor.”

dememle annem tebessüm edip saçlarıma öpücük kondurdu.

Ben de onu darlamak istemediğimden buzdolabından kahvaltılıkları çıkartıp masaya koydum. Masayı hazırladıktan sonra annem de çayları koyup kuymağı tam ortaya koydu.

Annem,

“Hadi çağır babanı ve anneanneni.”

dedi.

Doğru ya, babam neredeydi?

“Babam nerede, anne?”

derken babamın içeriden sesi duyuldu:

“Hatun, anamın ve babamın size selamı var.”

“Aleyküm selam. Murat, hadi anneme de seslen. Gelin kahvaltı yapalım, daha çaylığa gideceğiz.”

Ne çaylık mı? Selam mı?

Babamın anne ve babası beş sene önce vefat etmişlerdi. Kalp krizi geçirip hastaneye kaldırılmış ama kurtarılamamışlardı.

Babam bayağıdır onlardan bahsetmiyordu. Duyunca garip hissetmiştim.

Ben de cenazeden beri hiç onları ziyarete gitmemiştim.

Ziyaret etmem gereken çok kişi vardı…

“Allah'ım, isyanım sana değil ama biraz erken almışsın gibi hissediyorum sevdiklerimi elimden.”

“Ne diyorsun kızım, fısır fısır dilinle dişin arasında?”

deyince annem, dışımdan konuştuğumu anlamıştım.

Bu sefer içimden,

“Rabbim, bana bıraktıklarını benden erken alma lütfen.”

diye yalvardım.

*****

Hasret gidererek yaptığımız kahvaltıdan sonra anneme yardım edip çaylığa gideceğimiz için üstümü değiştirmek üzere yukarıdaki odama çıkmak için yanlarından ayrılmıştım.

Hole adım atıp merdivenleri tırmanmaya başladığımda, aklıma buralarda Ege'yle korkuluğa oturup kaydığımızı hatırlayınca istemsizce elim korkulukta gezindi.

Doyamamıştım ki.

Gözümü oradan çekip karşıma bakınca merdivenin bitişindeki karşı duvarda anneannem ve dedemin fotoğrafı vardı.

Anneannem sandalyede oturuyor, dedem onun arkasında ayakta durup kameraya bakıyorlardı. Kendileri güldükleri gibi gözlerinin içi bile gülüyordu.

Çok güzellerdi.

İkinci katta dört tane oda vardı. Anneannem, dedem öldükten sonra yanına çok gidip geleyim diye bana oda yapmıştı. Kendi emekleriyle... Derslerimden boş kalan vakitlerde gelmeye çalışıyordum. Onu tek bırakmak istemiyordum ben de.

Bir diğeri anneannemin odası, diğeri annemgillerin, son oda ise dedemin çalışma odasıydı.

Orayı hep anneannem kilitli tutardı. Biz de girmek için zorlamazdık.

Belki bir gün oraya girmeme izin verirdi ama o gün bugün olmadığı kesindi.

Merdivenlerin sağından ikinci oda benim odamdı.

Odaya girdiğimde buram buram temizlik kokacağını hayal ediyordum ama karşılaştığım manzara ve hayalim birbirini tutmuyordu.

İnanamıyordum.

Tontişim benim için odayı süslemiş ve balonlar atmıştı yerlere. Bu görüntü karşısında ağzım açık kalmıştı resmen.

Odaya tamamen girip kapıyı kapattığımda kapının arkasında bile üstünde 1 yazan bir poşet gördüm.

Anlam verememiştim.

1 neydi?

Tekrar odanın içini taramaya başladığımda yatağımın üzerinde de 2 yazılı bir hediye paketi vardı.

Ne oluyordu?

Sanırım anneannemin sürprizi buydu.

Ama emin değildim. Her an her yerden başka bir şey de çıkabilirdi.

Aklımdaki düşünceleri bir kenara bırakıp odayı incelemeye devam ettim.

Dolabın karşısındaki komodinin üstünde bir albüm vardı. Onun yanında ise Ege, Derin ve benim fotoğrafım çerçeveliydi.

İki sene önce ben çıkartmıştım bu fotoğrafı. Anneanneme vermiştim bir yere koysun diye. Demek ki o da burayı uygun görmüştü.

Fotoğrafı elime aldığımda, ben beş yaşında, Ege altı yaşında, Derin ise bir yaşındaydı.

Gülerek kameraya bakıyorduk.

Derin benim kucağımda, Ege ise yanımda dil çıkartarak poz veriyordu.

Çok güzel çıkmıştık. En eğlendiğimiz anda çekmek istemişlerdi bu fotoğrafı.

Hatta o gün Ege, ben ve Derin evin önündeki çaylıkta oyun oynuyorduk.

Ege, Derin'in elinden tutuyordu. Ben ise çaylıkların arasında hoplaya zıplaya eğleniyordum.

Ege de dayanamayıp benimle oynamak için yanıma gelmek istiyordu ama Derin'i bırakmıyordu. Yeni yürümeye başlamıştı, hep ayakta durmak istiyordu.

Ama biz de oyun oynamak istiyorduk.

Ege'ye,

“Ege, hadi gel. Derin'i oraya oturttur.”

dediğimde Ege artık dayanamadı. Derin'i orada bırakıp yanıma geldi.

Derin de uslu uslu oturuyordu.

Ama biz kuduruyorduk. Ege'yle beraber el ele tutuşup bir oraya, bir buraya zıplıyorduk.

Bir anda ayağım burkulmuş ve Ege'nin elini bırakmıştım. O sırada çaylık biraz eğimli olunca bir sıra aşağı yuvarlanmıştım.

Ege bana bir şey oldu sanıp çığlık atmıştı.

Ama bir şey yoktu. Yani ben bir şey hissetmiyordum.

Ayağa kalkıp Ege'ye baktığımda bana doğru koştuğunu gördüm. Yüzünde korku vardı.

Kaybetme korkusu.

Çocuk aklımla onun suratını görünce gülmeye başladım. Ama krize girecek derecede bir gülme.

Ege yanıma geldiğinde yüzümü avuçlarının arasına alıp dikkatlice yanağıma bakmaya başlamıştı. Ne olduğunu anlamamıştım tabii.

Ben hâlâ gülüyordum.

Ege parmağını değdirince acıyı hissedip acıyla inlemiştim.

O da bana,

“Noldu bücük? Öyle elimi bırakırsan olacağı bu işte.”

demişti.

Keşke hiç bırakmasaydım elini, oyun arkadaşım.

Ben de Ege'ye sinirle,

“Sen bıraktın, cücük! Benim suçum değil.”

deyip kendimi üste çıkartmaya çalışıyordum ama canım acımıştı gerçekten de.

O gün Derin'in yanına gittiğimizde Derin yüzümü görüp ağlamıştı. Sonrasında kalkıp yaramı öpmek istemişti.

Bir kardeşim yoktu ama olsun isterdim. Çok güzel bir duyguydu.

Çok az bu duyguyu tatmış olsam bile güzeldi.

Ruhları şad olsun.

Elimden çerçeveyi bırakıp yanındaki albüme elimi atacaktım ki annemin aşağıdan seslendiğini duydum.

“Hazırsan çıkalım.”

diyordu ama ben hâlâ hazır değildim.

Anneme,

“Anneciğim, siz gidin. Ben gelirim arkanızdan.”

demiş ve onay almıştım.

Ne kadar yolda uyumuş olsam da derinlerdeki kayıplarım beni aşırı yorgun düşürmüştü.

Gözüm yatağa kaymıştı. Yatağa doğru gittiğimde mis gibi sabun kokusu geliyordu burnuma.

Melek Sultan gelmeden her şeyi hazır etmiş demekti.

Yatağın üstündeki hediyeyi alıp komodinin üstüne koyup yatağa uzandım.

Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım.

*****

Ortamın sessizliği, dışarıdan gelen çocuk ve kuş sesleri giderek beni mest ediyordu.

Dışarıda annem ve babamın kahkaha sesleri geliyordu.

Merak edip pencereden bakmak için ayağa kalktım.

Gördüğüm manzara çok güzeldi.

Annem papatya topluyor, babam da anneme papatya tacı yapıyordu.

“Babam anneme, ‘Hadi sultanım, hızlı ol. Bitti papatyalarım.’ diyordu.”

Annem de kahkaha atıp,

“Ben varım ya kocam, bitmez öyle hemen.”

deyip cilve yapıyordu.

Onların bu hâllerine çok mutlu oluyordum çünkü çok nadir denk geliyordu.

Bu görüntü çoğu şeye bedeldi gerçekten.

Ben de yanlarına inmek için odadan çıktım.

Aşağıda salondan çıkan Melek Sultan'ımla karşılaştım. Bana gülümseyip elime bir zarf verdi.

Bir garipsedim.

Gözlerimi zarfa çevirdiğimde üstünde,

“Nare'ye”

yazıyordu.

Anneanneme anlamamış gözlerle bakınca bana,

“Bunu vakti gelince aç Narem, hemen açmamalısın.”

dedi.

Anlam verememiştim. Neden şimdi veriyordu o zaman? Neyle ilgiliydi bu zarf?

Anneannemi dinlemeyip zarfı tam açacakken elimi tuttu.

“Açma kınalı kizum. Sonra aç deyrum, beni dinle.”

dedi.

Kafa sallayıp holdeki komodinin çekmecesine koydum.

Anneanneme döndüğümde gülüyordu.

Yanağından öpüp dışarı çıktım.

Annemgillerin yanına inmem için yokuş inmem gerekiyordu. Ben de evin arka tarafına doğru yöneldim.

İnerken yolun sağ tarafında bir çiçek gördüm.

Çok güzeldi.

Yaklaşıp koklamak istedim.

Gerçekten çok güzel kokuyordu.

Ne çiçeğiydi bu?

Dönüşte anneme sormalıyım kesinlikle.

Çiçeğin yanından ayrılıp yola devam ettim.

Ama yol git git bitmiyordu.

Yanlış yol muydu acaba?

Bu kadar uzun olduğunu hatırlamıyordum.

Etrafıma bakarken sol taraftan bir ses geldi.

Yok canım, kedidir herhâlde.

Ya da köpektir.

Korkmama gerek yok bence.

Sesin geldiği yönden bir hışırtı sesi daha geldi.

Dürüst olacağım, korkmaya başlamıştım.

Çocukluğum burada geçmiş olabilir ama ben hâlâ buranın acemisiydim.

Kurt değildir, değil mi?

Yok artık Nare, daha neler.

Değildir, değildir.

Ya kurtsa?

Sabah vakti olur mu ki?

Offf, bilmiyordum ki.

Sağdan sağdan uzaklaşsam iyi olur.

Tam yürümeye başlamıştım ki çalılıkların arasından bir kedi çıktı.

Ne çıktığını ilk başta görmediğim için çığlık atmıştım.

Ben kediden, kedi de benden korkmuştu.

Kediyi görünce yabancı hissetmedim. O da bana yaklaşmaya başlamıştı.

Ya üstüme atlarsa?

Of, nereden çıktı ki bu kedi?

Nare, bence abartıyorsun. Sakin ol, lütfen.

Kendimi sakinleştirmeye çalışsam da kalbim çok hızlı atıyordu.

Kedi durmuş, benim hâlimi izliyordu.

Sonra bir anda üstüme doğru gelmeye başladı.

Hareket etme Nare, hareket etme.

KEDİ AYAKLARIMIN DİBİNDEYDİ.

Sakin ol Nare, gider şimdi.

GİTMİYORDU.

Bir anda kedi üstüme tırmanmaya çalıştı.

ÇIĞLIK ATMAYA BAŞLADIM.

AMA KİMSE BENİ DUYMADI.

NEDEN KİMSE BENİ DUYMUYOR?

BU KEDİ NEDEN GİTMİYOR?

O sırada arkadan bir ses geldi. Nereden geldiğini anlayamadım. Zihnim düzgün çalışmıyordu veya ben anlamıyordum zaten ama çok tanıdık bir kelime söyleniyordu.

TOSKA.

Kedi iyice yüzüme doğru tırmanmaya çalışıyordu.

Kedinin gözleriyle göz göze geldiğim anda çok tanıdık bir his kapladı içimi.

Bir anda bir şey beni kendine doğru çekti.

*****

Kendi sesime uyanmıştım.

Çığlık mı atmıştım?

Kabus muydu bu?

Neden bu kadar korkmuştum?

Ne oluyordu?

Nefes nefese kalmıştım.

Ne olduğunu bilmiyorum ama bu rüya çok gerçekti.