← Back to Work0% of chapter
Toska

CHAPTER 3

Altı

L.NORA

Kağıttaki yazıya anlam vermeye çalışıyordum. Nedir bu, her yerde karşıma çıkıyor?

Ben kağıda bakıp derin düşüncelere dalmışken biri bana sesleniyordu. Sesi duyuyor ama gözümü yazıdan alamıyordum. En son annemin,

“Nare, sana diyorum kızım, neye bakıyorsun sen öyle?” demesiyle kendime geldim.

Başımı kaldırıp baktığımda, soran gözlerle ve tek kaşı kalkık bir şekilde benden cevap bekliyordu.

“Bir avukatın kartviziti,” dedim.

Daha ne diyebilirdim ki? Ben bile ne olduğunu bilmediğim bir şeyi onlara nasıl anlatabilirdim? Ne demek olduğunu bulmalıydım ama şu an vakti ve zamanı değildi.

Babam: “Hangi avukatın?” diye sordu.

Ben de onu geçiştirmek için,

“Staj için görüştüğüm bir avukattı, çok da önemli değil,” deyip konuyu kapattım. Babam da bir şey diyemedi zaten.

Anneme dönüp ne diyeceğini sordum. Genel olarak anneme çok şey sorardım. İnanılmaz bir öğrenme isteği olan bir kadındı. Kırk yaşlarının sonunda olmasına rağmen içindeki merak hiç dinmemişti. Tabii bu, öğretmen olmasından da kaynaklı olabilirdi.

Lise zamanlarımda edebiyatı bir türlü yapamazdım. Annem edebiyat öğretmeni olmasına rağmen beni kurtaramamıştı. Sonunda sınav senemde bu duruma dayanamayıp beni sıkı bir kamp sürecine sokmuştu. Branşı olmamasına rağmen anlamadığım konuları öğrenir, sonra da bana anlatırdı.

Annem olmasa sınavda bu kadar başarılı olamazdım.

Ben gene derin düşüncelere dalıp gittiğimde annem gene onu dinlemediğimi fark edip konuşmaya başladı.

“Nare, uyu istersen kızım. Leyla gibi dalıp gidiyorsun. Uyu da dinlen kızım, gidene kadar.”

Haklıydı. Çok fazla kafam karışıktı.

Anneme kafa sallayıp yan koltuğa koyduğum battaniyeyi alarak yatma pozisyonuna geçtim. Hava gerçekten soğuktu. Battaniyeyi üstüme örttüğümde bunu bir kez daha fark ettim.

Gün içinde yaşadıklarımı düşünürken gözlerim kapanmaya başlamıştı.

Ama kafamda hâlâ bir yıldız çok fazla parlıyordu.

Toska neydi?...

*****

6 KASIM 2024 “Nare, geldik bebeğim. Hadi kalk.”

Gözlerimi açtığımda bir süre nerede olduğumu anlayamadım. Başımı kaldırıp camdan dışarı baktım. Hava aydınlanmaya başlamıştı.

Bir dakika. NE?

Biz yola akşam üzeri çıkmıştık. Ne kadar uyumuştum ben?

Annem benim boş bakan gözlerimi görünce kıkırdadı. Kıkırtısını duyunca anneme doğru döndüm.

“Birtanem, sabah oldu. Akşam da kalmadık,” deyip kıkırdamasına devam etti. Uyku sersemi bir de benimle dalga geçiyordu.

Komik mi anne?

Cık cık cık deyip onu kınar gibi baktım. Ne demek istediğimi anlamıştı. Bana öpücük atıp bagaj tarafına geçti.

Muhtemelen tontişim daha uyanmamıştı. Bizde anahtar olduğu için kapıyı açıp girebilecektik.

Ona sürpriz yapmayı çok seviyorum. O kendi zamanında böyle şeyler görmemiş, kimse ona “seni seviyorum” dememiş, başını okşamamış. Ömrü hep çaylıklarda geçmiş. Doğur, çaylığa git. Hasta ol ama çaylığa git. Evleniyor ol ama çaylığa git…

Onun hayatı zor geçmiş. Dedemle çok güzel bir evlilikleri varmış. Severek de evlenmişler. Aklıma başka bir şey gelince sırıttım.

“Nare, gel kızım. Yardım et, içeri taşıyalım şu eşyaları.” Annemin sesiyle kendime gelip çıktım arabanın içinden.

Etrafıma baktığımda içime bir ferahlık doldu. Burada hissettiğim huzur Ankara'dakinden bambaşkaydı.

Rize'nin de böyle güzellikleri vardı. Bir de tontişim vardı, onu unutamam.

Düşüncelerimden sıyrılıp annemin yanına geçtim ve eşyaları evin kapısına doğru taşımaya başladım.

Evin kapısına doğru yürürken birden kapı açıldı.

Anneannem uyanmıştı. Bizi fark edince gözlerindeki mutluluğu, yüzündeki tebessümü görünce içimde kelebekler dolaşmaya başladı.

Anneannem:

“Hoşgeldinuz benum canlarumm, şeref verdinuz evime,” deyip bana sarıldı.

Kollarının arasına girdiğim anda yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Onu ne kadar özlediğimi o an daha iyi anladım.

“Tontişim benim, seni çok özledim,” deyip yanağından öptüm.

“Ben de seni özledum benim güzel kızum. Gel hele, bir bakayum sana. Daha da güzelleşmişsun,” diyerek yüzümü iki eliyle tuttu.

“Anneanne, en son 10 yıl önce görmüş gibi davranıyorsun.”

“10 yıl mı? Sen bilemeysun tabii. İnsan özleyince bir gün bile bir yıl gibi geliy.”

Bu cümlesiyle yüzümdeki gülümseme biraz daha büyüdü.

Annem de arkamızdan eşyalarla birlikte eve girdi.

“Anne, kapıda durmayın üşüyeceksiniz. Bırak kızımı da içeri girin hadi.”

Anneannem bana sarılmaya devam ederken anneme dönüp:

“Sen sus hele, ben kizuma ne kadar sarılacağımı sen mi belirleyeceksun?” dedi.

Annem gözlerini devirip gülmeye başladı.

“Tamam anne, senin kızın olsun. Ben karışmıyorum. Ama üşütmeyin da içeri girin.” Ben de ikisine bakıp kahkaha attım.

Evin içine girdiğimde çocukluğumdan beri bildiğim o koku burnuma geldi. Çayın, evin ve anneannemin kendine has kokusunun birbirine karıştığı o tanıdık koku. Her şey aynı gibiydi.

Koridordaki eski saat hâlâ duruyordu. Salondaki koltukların üzerindeki örtüler bile değişmemişti.

Sanki aradan hiç zaman geçmemişti.

Anneannem elimi tutup beni salona doğru çekti. “Gel kizum, sen otur şöyle. Siz açsınızdır şimdi. Kahvaltu edelim hep beraber oturup.”

“Anneanne, ben de yardım edeyim. Niye oturayım? Öyle şey olmaz,” deyip tontişime karşı çıktım. “Otur kizum, ha senden iş bekleyen varmidur?”

Annem arkamızdan,

“Ana, ne oliy sanki yardım etse da,” deyince gülmeye başladım. Haklıydı annem. “Yaparım tabii, tontişim yorulmasın.”

Anneannem gururla gülümsedi. “E tamam o zaman, ne diyeyum? Bekleyrum.”

dediğinde ona öpücük gönderip anneme baktım. Salondan çıkıp mutfağa doğru gidiyordu. Ben de yanına gitmeden önce bir süre sadece etrafa baktım.

Buraya her geldiğimde içimde garip bir huzur oluşuyordu. Ankara'daki hayatımdan tamamen farklıydı burası. Burada zaman biraz daha yavaş akıyor gibiydi.

“Kizum, yirmi bir olacasun he da?” dediğinde ona doğru bakıp gülümsedim.

“He da tontişim, az kaldı. Avukat cübbemi de giymeye.” dememle gözleri doldu. Ah, tontişim benim.

“Nasıl hemen büyüdün hiç anlamayrum, Narem.” Bu cümlesiyle içimde bir şey kıpırdadı.

Onun yaşlandığını düşünmek istemiyordum. Ama hepimiz farkındaydık. O yaşlanıyor, ben de büyüyordum.

Belki de bu yüzden her geldiğimde çocukluğuma dönmüş gibi hissediyordum.

Burası benim çocukluğumdu. İstemsizce bu düşünceye tebessüm ettim. “Anneanne?” dedim. 

“Efendim kizum?” diyerek yanıt verdi. “Seni çok seviyorum.” dememle beraber.  Anneannem bir an durdu. Sonra bana bakıp gülümsedi. “Ben de seni çok seveyrum benim güzel kizum.”dedi. 

Gülümseyerek odadan çıktım. Uzun zamandır ilk kez kafamın içi bu kadar sessizdi.

Toska bile aklımdan çıkmıştı.

En azından ben öyle sanıyordum.