← Back to Work0% of chapter
Toska

CHAPTER 2

Tesadüf

L.NORA

Annemin bana seslenmesiyle banyodan çıktım. Toska'yla sonra ilgilenecektim.

Mutfağa girdiğimde burnuma o en sevdiğim koku geldi… Annemin meşhur gözlemesi. İnanılmaz bir tadı var; yiyen herkes onun gözlemesine hasta oluyor, bilhassa babam.

Babam demişken, babam daha kalkmamış herhalde. Mutfakta yok. “Anne, babam nerede?”

Annem sorumla beraber bana dönüp arkamı işaret etti. Döndüğümde babamın banyonun önünde, gözlerini açmaya çalışarak bize baktığını gördüm. Demek ki o da benim gibi annemin çağırışlarıyla uyanmıştı.

“Günaydın baba.” O da gözünü kırpmakla yetindi. Ben de önemsemedim zaten.

Anneme döndüğümde masaya gözlemeleri bıraktığını gördüm. Masada pankek de vardı. En sevdiklerim… “Annecim, ellerine sağlık. Çok uğraşmışsın sabah sabah, teşekkür ederim.”

Annem de:

“E bir tanecik kızım var, ne var sanki? İki yumurtayla un çırptım, iki de peynir serptim yufkanın içine. İşte olan bu.” deyip yaptıklarını küçümsedi.

Bu cümlesine kahkahayla cevap verdim çünkü annem her zaman bu ikiliyi bir arada yapmaz. Nadiren denk gelir bu iki mutluluk yan yana.

“Herhalde bugün mutlu tarafından kalktın ya da tontişime gidiyoruz diye mi bu heyecan? Selin Sultan.”

deyip anneme göz kırptığım sırada babam mutfak kapısından giriş yaptı.

“E tabii kızım, anasını özledi de ondan. Başka neyden olacaktı? Yoksaannen bana sucuklu yumurta yapar mı durduk yere?”

demesiyle annemin: “Muratt!” diye uyarması bir oldu.

Ben de onların bu hallerine kahkaha atarak sandalyeye oturdum.

Gerçekten annemin eli çok lezzetli. Bunu kimseyle kıyaslayamam, tontişimle bile… Gerçi onunki de çok lezzetli ama ana eli bir farklı.

Annem ve babamın atışmalarını dinleyip gülerek kahvaltımı yaptım. Doyduktan sonra anneme:

“Eline sağlık annecim.” deyip mutfaktan çıktım.

Odama geldiğimde aklıma Toska düştü.

Neydi bu Toska? Aras'a sormalıydım.

“Aras, Toska ne demek, anlamı ne?” dedim.

O da bana şöyle bir yanıt verdi:

“Türkçede net bir karşılığı yok. Nereden çıktı?”

Kendime bile bunu açıklayamazken ona ne diyecektim ki?

“Hiçbir şey… Boş ver.”

Ne demek anlamı yok? O zaman neden rüyamda gördüm?

Anlam veremedim.

Bugün çok fazla dersim var. Hem de Işık'la son beş gün içindeki son dersim olacak.

Işık demişken, Işık'ı arayıp beni alıp alamayacağını sormalıyım. Bu soğukta EGO'ya binmek istemiyorum.

“Aras, Işığım'ı ara.”

Çağrı sesi duyuldu. İkinci çalışta Işık telefonu:

“Ömrümm.” diyerek açtı.

Kıkırdayarak: “Işığımm.” dedim.

“Canımın cananı, söyle birtanem. Dinliyorum seni.” dedi.

Dayanamayıp kahkahamı bastım. Bu kızın bana olan hitapları beni çok güldürüyor. Nereden öğreniyor böyle şeyleri, aklım almıyor doğrusu.

“Birtanem, neredesin? Okula geçmediysen beni alabilir misin acaba? Bu soğukta durakta on dakika beklemek işkence gibi geliyor kulağa.”

Evet, gerçekten de aylar Kasım olmasına rağmen hava soğuk. Ankara'nın ayazı fenasal olur.

“Alırım aşkım. Ben de tam kapıdan çıkıyordum. Beş dakikaya aşağıdayım.” dedi.

Ben de teşekkür edip kapattım telefonu.

Çantama bugünkü derslerin kitaplarını aldım. Şarj aletimi aldım. Telefonumun şarjı hemen bitiyor, lanet bir şey resmen. En önemlisi, gözlüğümü de aldım. Bir süre sonra gözlerim acıyor slayta bakmaktan.

Ben eşyalarımı koyarken kapım tıklandı.

“Gel.” dememle beraber babam içeri girdi.

“Nare, bana şirket konusunda yardım etmen gereken şeyler var. Dönünce bir bakalım.”

Tabii babamın soru sorma gibi bir alışkanlığı yok. Babam dediği dedik bir Karadeniz uşağı.

“Gelince derslerim yoğun olmazsa bakalım baba, hallederiz.”

deyip son eşyamı da çantama koydum.

Babamın yüzüne baktığımda gözlerinde bir şey gördüm. Sanki bir şey daha diyecekti ama hemen o duygu yok oldu.

Fark ettim onu.

“Ne oldu baba?”

“Düşünüyorum da Nare, avukatlık sana cidden yakışacak. E, avukat olmayacaktın da ne olacaktın başka? Bir de dereceyle girdin sen bu üniversiteye. Gerçekten çok yakıştı bu meslek sana, kizum.”

Bu benim tercihim değildi ki…

Babama cevap vereceğim sırada aşağıdan korna sesi geldi. Pencereden baktığımda Işık'ın geldiğini gördüm.

“Teşekkür ederim babacım. İnşallah size yakışır bir evlat olmuşumdur. Şimdi gitmem gerek, Işık geldi.”

deyip yanından geçtim.

O sırada annem mutfağı toplamış, üstünde mutfak önlüğüyle kapıya çıkmış beni yolcu etmek için bekliyordu.

Canım annem…

Babamla ne kadar iyi bir baba-kız olamasak da seninle yeterince anne-kızız. İyi ki varsın…

Annem, ona bakıp daldığımı görünce:

“Kız, hadisene! Kızı ağaç ettin aşağıda.”

diyerek beni kendime getirdi. Kıkırdayıp onu öptüm.

“Hadi görüşürüz annecim.” deyip çıktım evden.

Aşağı indiğimde Işık'ın arabada şarkı söyleyip eğlendiğini görüp sırıtmaya başladım.

Bu kızın enerjisi hiç bitmiyor gerçekten. Bana da enerjisini geçiriyor resmen.

Arabanın kapısını açmamla bana dönüp:

“Günaydınn, işte doğdu benim güneşimm.”

dediğinde ben de koltuğa oturmuştum.

“Günaydın balların balı.” deyip sarıldım dostuma.

O da göz kırpıp arabayı çalıştırdı.

Yol boyunca ikimiz de önümüzdeki vizeler hakkında konuşmaya başladık.

Bir ara gözüm yolun kenarındaki bir tabelaya takıldı.

Tos yazıyordu bir kısmında ama diğer tarafı gözükmüyordu.

Herhalde tostçu reklamıdır diye düşündüm ama içimdeki merak dinmiyordu.

Toska neydi?

Okula vardığımızda Işık arabayı park etti. Dersimizin başlamasına on beş dakika vardı. Biz de kantinden kahve alıp amfiye geçtik. Oturduktan iki dakika sonra hoca geldi ve derse başladık.

Ders bittikten sonra on beş dakikalık bir araya girdik. Terasa çıkıp bir köşedeki banka oturduk.

Işık sigara içiyordu, ben içmiyordum fakat onun için Ankara ayazına dayanıyordum. Dostluk böyle bir şeydi; sen sevmesen de en yakının için bazı şeylere katlanmak zorundaydın.

Işık kitabını çıkarttı. Hoca ödev vermişti o kitaptan.

Işık kitaptaki sayfaları okuyordu, ben de yorum yapıyordum. Işık bir cümle okudu.

İçinde Toska geçiyordu.

Tesadüf müydü yoksa hayat bana bir şey mi fark ettirmeye çalışıyordu?

Işık:

“Toska ne ya?’’ diye sordu.

İnan ki Işık, bunun cevabı bende de yok balım.

“Bilmiyorum aşkım. Ama—” Rüyamı Işık'a anlatmalıydım. Fakat o anda ikimizin de telefonuna mesaj geldi.

Işık'la birbirimize bakıp telefonlarımızı elimize aldık. Sınıf grubundan mesaj gelmişti.

“Arkadaşlar, Mehmet Hoca'nın beş dakika sonra dersi varmış. Programda gözükmüyor ama önemliymiş, daha yeni asistanı mesaj attı.” diye bir mesajdı.

Işık'la birbirimize baktık. Gözünün içinde o adrenalini gördüm çünkü biz sınıfa on dakikalık bir mesafedeydik ve Mehmet Hoca geç kalanları dersine almazdı.

Önemsiz bir ders olsaydı da Mehmet Hoca'nın olmazdı.

Bizim fakültede derse geç kalma lüksü yoktur çünkü geç kalanlara not verilmez, ne kadar yalvarsalar da.

“Nare, kalk koşalım, yoksa yetişemeyiz!”

uyarısıyla beraber hemen kalktım. Işık da kitabını çantasına koyup ayağa kalktı. Koşmaya başladık.

Bizim fakültede kimse koşanları yadırgamaz çünkü herkes bir yerlere yetişmek zorundadır.

Işık'la koşmamız tam tamına 4.37 dakika sürdü.

Diğer koridorun başında da Mehmet Hoca vardı. Neredeyse beraber girecektik sınıfa.

Bizim nefes nefese kaldığımız gibi Mehmet Hoca'nın arkasından gelen sınıf arkadaşlarımızı da gördük. Neyse ki yalnız değildik…

Mehmet Hoca kapıya geldiğinde bizim de geçmemizi bekledi ve sonra kapıyı kapattı.

Bu da demek oluyordu ki gelen giremeyecek.

Işık'la bir yer bulup yan yana oturduk ve dersi dinlemeye başladık.

Ders bittiğinde derin bir nefes aldım.

Annem de dersin bittiğini hissetmiş gibi beni aradı.

Telefonu açıp: “Efendim annecim?” dedim.

Aldığım yanıt:

“Annecim, bir saate yola çıkacağız. Bitti mi derslerin?” olmuştu.

Annemi de anlıyordum. Doğduğu topraklara, büyüdüğü eve ve annesine kavuşma isteği fazlaydı. E, ben de onun kadar heyecanlıydım.

Anneannemin bana büyük bir doğum günü sürprizi varmış. Meraktan çatlayacaktım ama asla söylemiyordu. Ne kadar sorarsam sorayım çıtını çıkarmadı.

Karadeniz inadı vardı işte, ne yapayım.

“Annecim, yeni bitti dersim. Işık bırakır beni eve, yirmi dakikaya evdeyim.” deyip kapattım telefonu.

Işık'a döndüğümde gözlerinin dolduğunu gördüm. Benden ayrılacağı için üzülüyordu.

“N'oldu minnoşum, neden gözlerin doldu?” dedim.

Sebebini biliyordum ama onu ne kadar önemsediğimi bilmesi beni mutlu ediyordu çünkü Işık'ın ailesi bendim.

Işık:

“Narem, senden ayrıldığım için olabilir mi ömrüm! Gene gidiyorsun işte. Az da olsa çok da olsa seni özlüyorum. Sen benim ailemsin.” dedi.

Biliyordum, ona çoğu Karadeniz'e gideceğim zamanlarda “Sen de gel.” demiştim ama travması vardı. Ankara'nın dışına çıkamıyordu. Ben de onu zorlamak istemiyordum.

“Birtanem, az bir şey gidicem. Beş altı güncük. Bol bol görüntülü konuşuruz, bir şey olmaz.” dedim.

Işık dayanamayıp bana sarıldı. Onun sırtındaki yükler ağırdı, farkındaydım. Elimden geldiğince yanında durmaya çalışıyordum. Ayrıldığımızda öpücük gönderip ayağa kalktı.

Bu da “Hadi gidelim, çok duygusallaştım.” demek oluyordu. Az daha dursa ağlardı…

Işık beni eve bıraktığında annemde arabaya eşyaları koyuyordu. Annem geldiğimi fark etmemişti, arkasından sarılıp öpücük kondurdum.

“AAAAAA, ne yapaysun ula sen?” deyip bana döndü.

Ben de bu tepkisine kahkahamı bastım. Resmen mahalle bizim sesimizle inliyordu.

Annemin sesine babam kafasını uzattı camdan. Ben olduğumu görünce içine su serpildi resmen.

Babam sevgisini gösteremezdi ama hissederdim. His, hissetmekte bir yere kadardı.

Annem benim kahkahama karşılık:

“Ula fuşki ye emi, zıkkım!” deyip beni gülme krizimle baş başa bıraktı.

Annem yukarı çıkıp babam aşağı indiğinde bile gülmeye devam ediyordum. Babam garip garip bakınca susmak zorunda kaldım. Yukarı çıkıp okul eşyalarımı odama bıraktım.

Aşağıya indiğimde ise her şeyi yerleştirmişlerdi. Ben de arabaya bindiğim gibi babam arabayı çalıştırdı.

Annem babama kaloriferi yakmasını söyledi. Gerçekten çok soğuktu araba.

Babam annemi ikiletmeyip açtı. Arabanın ısınması beş dakika aldı. Bu sürede mahalleden çıkmıştık.

Hedef Rize'ydi. Tontişim, bekle beni.

Telefonuma gelen bildirim sesiyle telefonumu açtım. Şarj bitme uyarısıydı.

Gerçekten bu telefon benim sabrımla oynuyordu ama neyse, şarj aletim çantamda olduğu için rahattım. Ya valizde olsaydı? Durum vahimdi!

Çantamdan şarj kablosunu çıkarıp arabadaki sokete taktım. Telefonum en azından dolmaya başlamıştı.

Tam o sırada, çantanın fermuarını kapatırken içinden küçük bir kâğıt parçası kayıp arabanın paspasına düştü. 

Yere eğilip kâğıdı aldım, arkasını önünü çevirdim. İnanamadım.

Bu, rüyamdaki kartvizitti. TOSKA

Ama buradaki Toska yazısı silikti. Bu da mı tesadüftü yani?