← Back to Work0% of chapter
Taç Ve Şifa

CHAPTER 1

Kaderin Çağrısı

Zeynep Kaya

Sabahın ilk ışıklarında, önümdeki notları tek tek kontrol ediyordum. Benim hastalarım, her şeyden daha önemliydi. Odayı loş bir sessizlik kaplamıştı; sadece kâğıtların hışırtısı ve kalemimin arada bıraktığı küçük duraksamalar duyuluyordu. Her satır, her isim, her not hepsi zihnimde tek tek yerini buluyordu.

Kapının çalma sesiyle bakışlarım yavaşça kapıya kaydı. "Gir," dedim, sesim sabahın sessizliğini bozmayacak kadar yumuşak ama netti. Kapı aralandı. Önce Lina'nın küçük başı göründü. Bir an durdu sonra yüzü bir anda ışıkla doldu.

"Mira abla..."

Koşarak içeri girdi ve bana sarıldı. O küçücük kolların etrafımı sarmasıyla elimdeki kalem düştü gibi oldu; ama düşen sadece o değildi, içimdeki bütün yorgunluk da bir anlığına dağıldı. Bir saniye bile düşünmeden karşılık verdim, onu sıkıca tuttum. Sanki bırakırsam dünya yine ağırlaşacakmış gibi.

Ardından annesi içeri girdi. Adımlarını yere dikkatle basıyordu. Gözleri dolu, sesi kırılgan ve suçlulukla yüklüydü. "Özür dileriz doktor hanım" o an odadaki her şey sustu. Lina'nın nefesi bile daha sıcak, daha gerçekti; sanki hayat, bütün ağırlığıyla o küçük sarılışın içine sığmıştı.

"Sen iyileştin mi bakalım?"

Lina'yı nazikçe geri çekerken cebimdeki ışık kalemini çıkardım ve onu muayene etmeye başladım. Küçük yüzünü dikkatle inceliyor, göz bebeklerini kontrol ederken sesi olabildiğince sakin tutmaya çalışıyordum.

O ise bana güvenle bakıyor, sanki ne yaparsam yapayım kötü bir şey olmayacağından emindi. Arkasında duran annesi ise sessizce nefesini tutmuş, her hareketimi endişeyle izliyordu.

Lina'yı muayene ettikten sonra bakışlarımı annesine çevirdim. Yüzü hâlâ yaralıydı, dudak kenarında kurumuş kan vardı. Sessizce sedyeyi işaret ettim. Yavaşça ayağa kalktım, Lina görmesin diye aradaki perdeyi çektim. O an odanın havası daha da ağırlaştı. Kadına baktım, sesim öfkeyle karışık bir sükûnet taşıyordu: "O oruspu çocuğu kocan dövdü yine seni dimi!?"

Kadın bir an cevap veremedi. Gözleri yere düştü, elleri titredi. Sessizlik, odanın içinde büyüyüp nefes alacak yer bırakmadı. Kadın sonunda zorla konuştu. "Doktor hanım lütfen" Sesi bir yalvarış gibi kırıldı.

Bir adım yaklaştım, öfkem sesime değil, bakışıma yansıdı. "Bunu kaçıncı kez söylüyorsun?" Kadın başını daha da eğdi. O an sedyenin metal sesi hafifçe yankılandı. Odanın içinde sadece kırık bir nefes ve bastırılmış bir çaresizlik vardı.

"Gidecek yerim yok buna mahkûmum," dedi kadın, sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü. Arkasını bana dönmüştü. Bir an duraksadım. Sonra yavaşça tişörtünü kaldırmasına yardım ettim. Gördüğüm şey, içimdeki öfkeyi susturmadı ama derin bir yere kilitledi.

Kan kırmızısına dönmüş, eski ve yeni izlerin birbirine karıştığı yaralar. Sanki sadece bedenini değil, hayatını da tekrar tekrar aynı yerden kırmışlardı. Perdenin arkasından Lina'nın sesi hâlâ geliyordu. O ses, bu odadaki gerçeği daha da dayanılmaz kılıyordu.

"Anlamıyor musun seni öldürecek, Lina'yı öldürecek" Kadın artık kendini tutamıyordu. Sözlerim kırık kırık dökülürken sessizce gözyaşları akmaya başladı. Omuzları titriyor, nefesi düzensizleşiyordu. Bir an sustum.

Bakışlarımı kadından ayırmadan sedyeye doğru yaklaştım. Yaranın muayenesi hâlâ bitmemişti. Sakin kalmaya çalışarak elimi uzattım. "Önce seni tedavi edeceğim," dedim yavaşça. "Sonra konuşacağız." Aylira cevap vermek için ağzını açmıştı ki...

Kapım sanki kırılır gibi açıldı.

Odaya dolan ani ses, her şeyi bir anda susturdu. Hava bile yerinden oynamış gibiydi. "Neredesin lan köpek!" Ses, odayı bir anda yırtmıştı.

Aylira'nın kocasıydı. Yavaşça doğruldum. Kalbim hızlanmıştı ama yüzümde bunu ele verecek bir ifade bırakmadım. Perdeyi hızla açtım. Onunla karşı karşıya gelmiştik. Aylira bir anda yerinden fırladı, korkuyla donup kalan Lina'yı hızla kollarına aldı ve kendine çekti. Çocuğun yüzü şaşkınlıktan solgunlaşmıştı.

"Yine mi lan sen Doktor hanım, başkasının yuvasını yıkma." Adamın sesi odayı doldurdu. Ağzından yayılan ağır içki kokusu birkaç adım öteden bile hissediliyordu. İstemsizce bir adım geri çekildim. "Çık dışarı," dedim sert bir sesle.

Adam bir an durdu. Sanki söylediğimi anlamamış gibi boş boş baktı, sonra yüzü yavaşça gerildi. "Bana emir mi veriyorsun?" dedi, sesi daha da yükselerek. Aylira, Lina'yı daha sıkı sarıp geriye çekildi. Çocuğun nefesi hızlanmıştı; korkusu odanın her köşesine yayılıyordu. Ben geri çekilmedim. Adam bir adım attı. "Çıkmazsam ne olur lan?" dedi, bir adım daha yaklaşarak. Sesi artık tehditten çok öfkeyle titriyordu.

"Baba... lütfen onu dövme." Lina'nın sesi ince, kırılgan bir çizgi gibi odanın içinden geçti. Aylira onu daha sıkı sardı, ama çocuğun bakışları babasına kilitlenmişti. Korku, gözlerinde masum bir yalvarışa dönüşmüştü.

"Son kez diyorum çık dışarı." Adam yavaşça yüzüme yaklaştı. "Çok güzelsin, doktor ha-" Sözünü bitirmesine bile fırsat vermedim. İki elimle yakasını kavradım ve sert bir hareketle kendime çektim. Bir sonraki anda başımı öne savurdum.

Adam sendeleyerek geri çekildi. Elini yüzüne götürürken gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Böyle bir karşılık beklemiyordu. Odadaki herkes donup kalmıştı. Aylira nefesini tutmuş, Lina ise annesine daha sıkı sarılmıştı. Ben ise olduğum yerde duruyordum. Göğsüm hızla inip kalkıyordu ama bakışlarımı adamdan ayırmıyordum.

Yandaki acil durum butonuna bastım. Adam, sarhoşluğunun da etkisiyle birkaç adım sendeledi. Dengesini tamamen kaybedip sertçe yere düştü. Odanın içinde bir anlık sessizlik oldu. Arkamda Aylira'nın titrek nefeslerini, Lina'nın boğuk hıçkırıklarını duyabiliyordum.

Birkaç saniye sonra kapı hızla açıldı. İki güvenlik görevlisi içeri girdi. Yerdeki adama baktılar, ardından bana. Ben sadece başımı hafifçe salladım. Başka hiçbir açıklamaya gerek yoktu. Güvenlik görevlileri adamı iki kolundan tutup ayağa kaldırdılar. Adam hâlâ söyleniyor, kurtulmaya çalışıyordu.

"Bırakın beni! O benim karım!" Sesi koridorda yankılanırken Aylira'nın omuzları yeniden titremeye başladı. Görevliler onu sert bir şekilde odadan dışarı çıkardılar. Kapı kapandığında... Sessizlik geri döndü. Ama bu kez farklıydı. Bu sessizlik, korkudan sonra gelen yorgunluk gibiydi.

Yavaşça arkamı döndüm. Aylira hâlâ Lina'ya sımsıkı sarılmıştı. Lina ise gözyaşlarının arasından bana bakıyordu; küçük elleri annesinin tişörtünü bırakmıyordu. Bir an göz göze geldik. Sonra çocuk, titrek bir sesle fısıldadı: "Gitti mi Mira abla?"

"Gitti, bebeğim bir daha geri gelmeyecek." Lina'nın gözlerinden iki damla yaş daha süzüldü. "Annemi dövmeyecek mi artık?" O soru bir çocuğun sormaması gereken bir soruydu. Bir çocuğun, hayatında hiç öğrenmemesi gereken bir korkuydu. Cevap vermek için ağzımı açtım ama kelimeler boğazımda düğümlendi.

Aylira bir anda hıçkırarak ağlamaya başladı. Lina'yı öyle bir sardı ki, sanki kollarını gevşetse dünya kızını elinden alacakmış gibi. "Özür dilerim..." diye fısıldadı gözyaşlarının arasından. "Sana böyle bir hayat verdiğim için özür dilerim..." Lina hiçbir şey demedi.

Sadece küçük ellerini annesinin yüzüne götürdü. Ve gözyaşlarını silmeye çalıştı. "Anne" Küçük sesi titriyordu. "Sen ağlama..." İşte o an İçimde bir şey kırıldı. Çünkü bazen en ağır yaralar, bir çocuğun annesini teselli etmeye çalıştığı anlarda görünür olurdu.

"Aylira, bana bak." dedim, sesimi olabildiğince sakin tutarak. "Kızın için yeni bir hayat kuracağız. Sen ve ben... birlikte. O adam bu gece eve gelemeyecek. Siz de bugün gidip gerekli eşyalarınızı toplayacaksınız." Aylira bana boş gözlerle baktı. Sanki söylediklerim gerçek değilmiş gibi.

Tam o sırada Lina, annesinin kollarından ayrılıp yavaşça yanıma geldi. Küçük parmaklarını tişörtüme tutturdu. "Ama... babam bunu öğrenirse çok kızar." O kadar masum söylemişti ki... Bir an gözlerimi kapadım. Sonra yavaşça onun hizasına çömeldim.

"Babanın sizi bulamayacağı bir yere gideceksiniz." Lina'nın gözleri hafifçe büyüdü. "Gerçekten bulamayacak mı?" Başımı yavaşça salladım. "Gerçekten." Bir an bana baktı. Sonra çok sessiz bir sesle sordu: "Annem orada ağlamayacak mı?" Boğazım düğümlendi.

Bakışlarım bir an Aylira'ya kaydı. Kadın gözyaşlarını sessizce siliyordu. Tekrar Lina'ya döndüm. Küçük elini avucumun içine aldım. "Elimizden geleni yapacağız, tamam mı?" dedim usulca. "Annenin bir daha ağlamaması için elimizden gelen her şeyi yapacağız." Lina birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra küçücük parmaklarını benimkilerin arasına yerleştirdi. Ve fısıldadı: "O zaman... ben de cesur olacağım, Mira abla."

-Bir Kaç Saat Sonra-

Kendimi yatağın üzerine bırakırken zonklayan başımı yavaşça ovdum. Günün bütün yorgunluğu omuzlarıma çökmüş, göz kapaklarımı ağırlaştırmıştı.

Tam gözlerimi kapatacakken kapının tıklanma sesi duyuldu. Ardından kapının ardından annemin yumuşak sesi geldi. "Girebilir miyim, anneciğim?" Başımı yastığa biraz daha gömdüm. Dudaklarımda yorgun bir tebessüm belirdi. "Gel" dedim kısık bir sesle.

Kapı yavaşça aralandı ve annem içeri girdi. Bir elinde sıcak bir fincan vardı. Yüzündeki endişeyi gizlemeye çalışsa da gözleri her şeyi ele veriyordu. Benimse tek yaptığım, tavana bakıp derin bir nefes vermek oldu. Çünkü bazı günler insanın bedeni değil kalbi yorulurdu.

"Anne..." dedim, gözlerimi tavandan ayırmadan. "Bir hastam var. Kocası onu her gün dövüyor yapmadığını bırakmıyor." Sesim yorgundu. "Normalde yarın kadınla konuşacaktık. Ne yapacağımıza, nereye gideceğine birlikte karar verecektik. Ama adam bir şekilde evlerine geldi."

Bir an sustum. Boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştım. "Ben de... kadını ve çocuğunu bizim kiralık dairelerden birine götürdüm." Odanın içinde kısa bir sessizlik oldu. "Sen kadının numarasını bana ver, ben ilgileneceğim," dedi annem sakin ama kesin bir tonla.

Annem sıradan biri değildi ülkede tanınan, sözü geçen bir hakimdi. Sesindeki o netlik, tartışmaya yer bırakmıyordu. Bir an ona baktım. Yorgunluğumun içinde küçük bir rahatlama hissettim. Kafamı yavaşça salladım. "Tamam." dedim.

"Yarın geziye gideceğiz, gelmek ister misin?" Annemin sesi bu kez daha yumuşaktı. Sanki az önce konuştuğumuz ağır konulardan beni çekip çıkarmaya çalışıyordu. Bir an durdum. Tavanı izlerken zihnimde Lina'nın sesi, Aylira'nın bakışları ve o küçük çocuğun korkusu birbirine karıştı. Derin bir nefes aldım. "Bilmiyorum" dedim kısık bir sesle. "Belki bir günlüğüne kafamı boşaltmak iyi olur."

...