← Back to Work0% of chapter
Ormandaki fısıltı

CHAPTER 1

Giriş

Ümoş

Sabahın erken saatlerinde gelen tıkırtılar ile gözlerimi zorlukla araladım. İşe geç kalmayayım diye komidinin üstündeki telefonuma uzandım ama ne kadar ararsam arayayım telefonumu bulamayınca yattığım yerden doğrularak yan tarafımdaki komidine baktım.

Komidin yerine parke zemin ile karşılaşınca dudaklarımdan benden izinsiz bir kıkırtı kaçtı. Uyurken büyük ihtimalle yatağımdan yere düşmüş ve uykumun kalan evrelerini orada tamamlamıştım.

Dudağımdaki tebessüm ile başımı iki yana sallayarak ayağa kalkıp komidinin üstündeki telefonu ve gözlüğümü alarak saat’e baktım. Saat’in dört buçuk olduğunu görünce derin bir nefes alarak telefonu şarja takıp, gözlüğümü çıkartarak banyoya ilerledim.

Güzel bir banyo yapıp, dişlerimi fırçaladıktan sonra saçlarımı tarayarak banyodan çıktım. Gardrop’tan rahat bir eşofman takımı giyip, saçlarımı topladım. Son kez aynadan kendime baktım ve sabah rutini için hazır olduğuma kanaat getirerek aynanın önünden ayrıldım.

Yarın ki uçuşum için valizimi hazırlayıp oda kapısının önüne koyarak, şarjda ki telefonuma yönelip saati kontrol ettim. İşe hazırlanmam için daha erken olduğunu gördüğümde kitap okuma kararı alarak telefonumun yayındaki gözlüklerimi takıp kitaplıktan son okuduğum kitabı alarak odamdaki salıncağa oturdum. Yarım saat boyunca kitabı okuduktan sonra ayağa kalkıp kitabı eski yerine koyup, şarja taktığım telefonumdan saate baktım.

Saat altıya geliyordu. İş için hazırlanıp, kahvaltıyı kurup yemek yemem ve yedirmem için yarım saatim kalmıştı. Telefonun şarjının dolduğunu gördüğümde şarjdan çıkarıp elime alarak giyinmek için gardırop’a yöneldim.

Bol gri pantolon, üstüne siyah bir crop ve ne olur ne olmaz diyerek beyaz bir gömlek alıp pijama takımlarını çıkartarak giyilmeye koyuldum. Dolap aynasının karşısına geçerek kendimi baştan aşağıya süzdüm. “Böyle bir afet görülmedi bu dünyadaaaa ne geçmişte nede bundan sonradaaaa arasanda bulamazsın dünyadaaaa seni gördüm şenlendi günüm.”

Kendime yazdığım şarkıyı tekrarlarken odanın içinde dönerek tarağımı aramaya başladım. Ne kadar dönüp her yere baksam da bu türlü bulamadığım tarak ile oflayarak dizlerimin üstüne çöküp yatağın altına bakmaya çalıştım. “Lanet olası hangi cehennemdesin seni nereye fırlattığımıda hatırlamıyorum zaten.”

Yatağın altını iyice incelerken odamın kapısı pat diye açıldı ve paytak yürüyüşle içeriye benim küçük ördeğim girdi. Yatağın altında olan kafamı çıkarak baştan aşağıya onu süzerken o elindeki biberonuyla, ördeklere ve kendisine has yürüyüşüyle odama sanki daha önce bin defa girip yaramazlık yapmamış gibi büyülü gözlerle etrafı inceliyordu.

Kim bilir aklından yine hangi haince yaramazlık planları yapıyordu. Ayağa kalkıp ellerimi silkeliyerek küçük ördeğin dikkatini üstüme çekmeye çalıştım. Ama bizim küçük ördek oralı bile olmayarak etrafı inceleyip bugün yapacağı yaramazlık için gözüne bir eşyamı kestirmeye çalışıyordu.

Yapacağı yaramazlık için etrafı incelerken elindeki biberonuyla yürümeye çalışıyordu. Kızın boyu zaten kısacıktı bide bizim ona yedirdiğimiz yemeklerden dolayı kilo alan bacaklarıyla zorlukla yürüyordu. Bunun üstüne her gün itinayla yaramazlık yapıyordu. Onu yakalayıp ceza vermeyelim diye kısa ve kilolu boyuyla kaçmaya çalışıyordu.

Ve tabikide tahmin edildiği gibi asla yirmi adımdan fazla kaçamıyordu -zaten onun yirmi adımı benim beş adımıma denk geliyordu- haliyle tuttuğum gibi falakaya yatırarak gübişini ve minnacık tontiş ayaklarını gıdıklayarak cezasını kesiyordum.

Ama ördek hanım bazen yaptıklarından dolayı bizi şok içinde bırakarak arkasına bile bakmadan kaçıp saklanmayı başarıyordu.

Ama tabikide her türlü yakalanıp cezayı yiyordu.

Hanımefendi bazen bundan rahatsız olsa da genel olarak halinden ve cezasından memnundu. -bende onun yerinde olup böyle bir ceza alsaydım bende memnun olurdum ama işte bize verilen cezalar genel olarak cezalar; para, işten kovulma, atılma vb.şeylerdi.-

Peki benim gibi mükemmel bir insan böyle cezaları hak ediyor muydu?

Tabikide hayırrrrr!!!

Düşüncelerimi bir kenara bırakarak ördeğe döndüğümde halen etrafına büyülü bakışlar fırlatıp beni zerre kadar takmadığını belli ediyordu. Yenilesi şey. Onun bu halini izlerken dudaklarımda oluşan tebessüme engel olamadım. Narin, masum ve büyülü bir bebekti. Başımı iki yana sallayarak odada tarağı aramaya devam ettim.

Bir ihtimal makyaj masama fırlatmışımdır diyerek tarağım aramak için odanın en uzak yerindeki masaya doğru yürümeye başladım. Masanın üstüne göz gezdirip çekmecelere bakmaya başladım. Çekmecelere bakarken arada minik ördeği de kontrol etmeyi unutmuyordum.

Çekmecelere bakmayı bitirdikten sonra masanın altına bakmak için dizlerimin üstüne çöküp kafamı uzattım. Gayet temiz ve boş olan masanın altından kalmaya yeltenecektim ki gözüme çarpan bileklikle olduğum yerde kalıp tekrardan masanın altına başımı uzattım.

Yerini ezberledikten sonra kafamı kaldırıp elimi uzatarak bilekliği almaya çalıştım tam duvar köşesinde olan bilekliği almak biraz uğraştırsa da sonunda elime değen bileklikle dudağımda bir mutluluk tebessümü oluştu. Kendimi biraz dahada masaya yaklaştırıp kolumu iyice uzatarak bilekliği avucumun içine aldım ve dudağımdaki mutluluk tebessümü zafer tebessümüne dönüştü.

Kolumu masanın altından çıkaracakken gelen pat sesi ile omzumun üstünden arkamdaki odaya bakıp gelen pat sesinin yerini bulmaya çalıştım. Gözlerimle omzumun üstünden odayı tararken gördüğüm manzara ile kaşlarım havalanıp çatılırken ağzım açık bir şekilde elinde tarağımla paytak paytak ördek yürüyüşü ile giden ördeğin arkasından öylece bakakaldım.

Kısa ve tombul bacakları ile kapıya ulaştığında, bir elini kapının pervazına koyup bana döndü. Diğer elinde tuttuğu tarağım ve dişlerinin arasına sıkıştırdığı biberonu ile yaramazlık barındıran yüzü ve büyülü gözleriyle bana kısa bir bakış atıp arkasından gelip gelmediğimi kontrol ettikten sonra önüne dönerek arkasına bile bakmadan koşmaya başladı.-koşmak dediysemde maxsimum yavru bir ördeğin annesinden kaçması gibiydi.-

Donmuş zaviyette arkasından bakarken evde attığı zafer çığlığı ile kendime geldim. Elimi masanın altından çekip bilekliği direk cebime atarak ayaklandım. Hızlı bir şekilde odanın kapısına yürürken bir yandan da saati kontrol ediyordum. “Yavru ördek gibi kaçmanın bir fayda etmeyeceğini ikimizde biliyoruz. Onun için canım boşuna o tombik bacaklarını yorma ve bekle sonuçta ne kadar kaçarsan kaç benden o kısacık tombik bacaklarla kurtulamazsın. Ve cezanı her türlü çekersin.”

Bunları söyleyerek odadan çıktım ve etraftaki kapılara göz attım. Hepsinin alttaki küçük sallanan kapılarının hareket etmediğini gördüğümde sola dönerek evin en uzak köşesindeki banyoya doğru yürüdüm.

Bizim tombik bebek suya bayılıyordu. Doğduğundan beri en fazla vakit geçirmeyi sevdiği yerler; banyo, dışarıda süs balıkları için yaptırdığım ama genel olarak bizim yavru ördeğin içine girip kendini ıslattığı küçük havuz, çamur, yağmur, bahçedeki çiçekleri ve bitkileri sulamak için icad edilen ama genellikle bizim ördeğin kendini suladığı hortum, araba yıkama yerleri-6 aylıkken oradaki suya temas etmek için ağladığında ona kıyamayarak içine koyup en düşük ayarı açarak eğlenmesine izin vermiştim-,temizlik suyu -8 aylıkken daha yeni yeni emeklemeye başladığında camları silmek için kullandığım suyun kovasını çekiştirerek yere dökmüş sonra döktüğü suyun içine oturarak etrafa su sıçartarak sanki dünyanın en eğlenceli ve büyülü şeyiymiş gibi etrafındaki su birikintisine bakmıştı- , musluklar -özellikle mutfak musluğu- ve daha nice suyun var olduğu bölgeler.

Banyoya ulaştığımda, nefesimi tutup içeriden gelecek olan sesleri dinlemek için kafamı uzatarak kapıya yaklaştım. Bir süre bekledim ve içerden ses gelmeyince yavaşça kapıyı biraz açıp içeriyi incelemeye başladım. Görünürde birşey olmayınca kapıyı tamamen açıp içeri bir adım attım.

Küvete, minik ördeğim için yaptırdığım küçük havuza bakıp orada olmadığını görünce banyodaki diğer yerlere de göz gezdirerek banyodan çıktım. Ellerimi arkamda birleştirip, ıslık çalarak merdivenlerin yolunu tuttum.

“Hadi ama tombik ördek benden ne kadar kaçabilirsin ki?” Merdivenlerin başına geldiğimde yanda yaptırdığım kaydırak ve ekstra yumuşak yastıklarla yaptırdığım merdiven ile dudaklarımda şefkatli bir tebessüm belirdi. Kendim için olan merdiveni kullanarak aşşağıya inerken yastık merdiveni ve kaydırağı yaptırdığım anılar gözlerimin önüne gelidi.

Daha sekiz buçuk aylıkken emeklemeyi söktüğü için evde nereye gitsem peşimden- şuanda paytak paytak yürüdüğü gibi o zamanlarda paytak paytak emeklerdi- gelirdi. Tabi ben üst kata inerken yada üst kata çıkarken oda benimle birlikte çıkmak ve inmek istemiş ve tombik ellerini koyarak kendini yukarıya çıkarmaya çalışmıştı. Ama daha küçücük ve tombik olduğu için merdivenlerden çıkıp inemediği her an oturur ağlardı. Ben gelip onu kucağıma aldığımda ise arkamdaki merdiveni tombik elleriyle işaret ederek daha da çok ağlardı.

Ben en sonunda onun bu ağlayışlarına dayanamayıp ona özel ekstra maxsimum yumuşak ama üstünde yürüyüp çıkabilecek kadar sert ve kısa basamakları olan bir merdiveni yukarı çıkması için yaptırmış, aşşağıya inebilmesi içinde kaydırak yaptırmıştım. Tabi kaydırağın oturup kayabildiği yer hariç her yeri yumuşak yastıklardan oluşuyordu.

Sonuçta ben kızımı çöpten bulmadım.

Dudağımdaki tebessüm bozulmadan merdivenlerden inmeye bitirip açık olan bahçe kapısına doğru ilerledim. Sabah temizliği yaparken Ayşe içerisi hava alsın diye kapıyı açmış, ama bizim küçük ördeğin firar edebileceğini unutup kapatmamıştı. Kıza da hak vermiyor değilim diğer on bir aylık bebekler hale anne sütü içip yataklarında uyuyup büyümeye çalışıyor ama bizim bebiş bu yaşta dışarıya firar edebilme derdinde.

Diğer bebeklere kıyasla daha hızlı bir şeyleri kavrıyor. İki haftada emeklemeyi söken bebek on bir aylıkken yürüyerek evden firar ediyor ve bu firar en fazla evin bahçesindeki uzun çitlere kadar, dahası yok. Evin dörtte üçü çitlerle çevrili ve kalan dörtte biri ise 220 dönümlük koro ve 500 dönümlük bir orman.

Koro minik ördeğime ait ve tapusuda üstüne yapılı üstüne her ay 20 dönüm arttırıyordum. Ağaçlar, çiçekler ve eşsiz bitkiler dikip, diktiriyordum. İşin ilginç yanı ise koronun toprağı kupkuru ve çorak bir toprak olmasıydı. Ama her ne hikmetse her seferinde 20 dönüm aldığım toprağa ne ekiliyorsa yeşerip muhteşem bir güzellikte ve hızda büyümesiydi.

Belki de bebek için aldığımdan dolayıdır. Sonuçta bebek; neşe ,huzur, mutluluk, bereket getirir.

Koronun yanında ki ormanda ise farklı farklı bu dünyaya ait olmayan bitkilerle doluydu. Bir seferinde ormanda yürüyüş yaparken mavi bir çiçeğe denk gelmiştim. Çiçeğin güzelliği ve kokusuyla mest olmuş, koroya çiçeğin tohumlarını dikmek için fotoğrafını çekip internette aramıştım ama ne kadar ararsam arayayım bir türlü ne çiçek ile ilgili bilgiye ne tohumuna ulaşamamıştım.

Sınırlı sayıda yetiştiğini düşünüp internette aramaktan vazgeçip bir çiçekçiye gitmiştim. Çiçekçideki adama çektiğim fotoğrafı gösterince, adam burada hiçbir şey görmediğini söyleyerek başka bir müşteri ile ilgilenmişti. Belkide yanlış bir fotoğrafı göstermiş olduğum düşüncesi zihnimde yer edinmiş fotoğrafa tekrardan bakmıştım.

Adamın hiçbir şey yok dediği fotoğrafta mavi çiçeğin olduğunu gördüğümde adama daha dikkatli bakmasını çünkü çiçeğin olduğunu söylemiştim adam tekrardan bakarak gerçekten de hiçbir şey olmadığını söyleyerek müşteri ile ilgilenmeye devam etmişti. Belki yine yanlış bakmışımdır diyerek yine baktığımda çiçeğin aynı fotoğrafını görerek adama bir kere daha bakmasını gerçekten de bir çiçek olduğunu söylemeye çalışmıştım.

Adam en sonunda benden bıkarak telefonumu alıp diğer müşterilere gösterip bir çiçek görüp görmediklerini sorduğunda aldığım cevap ile şok içinde öylece kıpırtısız bir şekilde durmuştum. Çünkü hiç kimse o nadide mavi çiçeği görmemişti. Çiçekçi de bana acıyan gözlerle bakan da vardı. Deli veya uzaylı görmüş gibi bakıp kaçanda.

5 dakika boyunca şok içinde karşımdaki duvara bakarak geçirmiştim. Bana çarpan birisi ile kendime gelip silkelenerek kendime gelmiş ve daha fazla kendimi rezil etmemek adına telefonumu alarak çıkmış ve arabama doğru yürürken bunun nasıl mümkün olduğunu anlamaya çalışmıştım.

Bir umut belki de onlar yanlış görmüştür diye cebimde ki gözlüklerimi takıp, derin bir nefes alarak telefonu önüme getirerek bakmıştım. Yine kimsenin göremediği ama ne hikmetse benim gördüğüm çiçek ile sinir krizi geçirmiş ve o günden sonra ormandaki bitki ve çiçeklerle ilgili hiçbir şey araştırmamaya karar vermiştim.

Evim şehir merkezinden uzakta tenha bir yerde olduğundan dolayı benden başka kimse yaşamıyordu. Zaten bende bundan şikayetçi değildim, sesiz sakin bir şekilde ördeğimle birlikte yaşamımı sürdürüyordum. Haftada bir Ayşe gelip temizliğini yapıp evine giderdi, her ne kadar burada kalabileceğini söyleyip ona bir oda versem de her seferinde beni kesin bir dille reddettiği için bir yerden sonra artık teklif etmeyi bırakmıştım.

Bahçeye çıktığım gibi minik ördeğimin olabileceği yerlere tek tek bakmaya başladım. Minik ördeğimin genelde evde elimden kurtulduktan sonra bahçede saklandığı yerlere baktım. Ama yoktu. Daha önce hep kaçıp saklandığı yerlerin hiçbirinde yoktu.

Onu aramaya o kadar dalmıştım ki çalan telefonumun sesi ile sıçrayarak kafamı altına girdiğim bahçe masasının demirine çarpmıştım. Masanın altında acıdan kıvranırken telefonumun susmasıyla kendimi masanın altından temkinli bir şekilde bir elim başımda diğer elim yerden destek alarak çıkmaya başardım.

Bir elim halen kafamdayken, boştaki elim ile cebimdeki telefonu çıkarıp arayan kişiye baktım. İsimsiz numara ile kaşlarım çatılırken, belki önemlidir diyerek numaranın üstüne basarak kulağıma götürdüm. Kafamın acımasına belkide şişmesine sebep olan kişi sadece elektrik faturasıymış.

Yani benim beynimin çalkalanmasına sebep olan sadece saçma sapan bir elektrik faturasıymış. Zaten çıldırmama ramak kalmıştı; minik ördeğimi daha bulamıştım ve ona yemek yedirip kıyafetlerini değiştirmemiştim, daha işe gidecektim ve onun için önce üstümdeki çamur, çim ve su olan kıyafetleri değiştirmem gerekiyordu. Ayşe desen Allah bilir şuan hangi cehennemde çağırıp duruyorum sesim evin içinde yankı yapıyor bana geri dönüyor ama Ayşe hanımdan tık yok.

Telefonu geri cebime atarak sakinleşmeye çalıştım. Derin derin nefesler alırken koronun ve ormanın bulunduğu yere doğru yürümeye başladım. Oradaki çitlerin arkasına saklanabilme olasılığı çok yüksekti yada bir ağacın arkasına saklanma. Minik ördeğimi bir an önce bulabilmek için adımlarımı hızlandırdım.

Sadece birkaç adım ötemde olan koronun yanındaki ormanın girişinde gördüğüm manzara ile adımlarım bıçak gibi kesildi. Dilim lal olmuştu sanki ne konuşabiliyor nede çığlık atabiliyordum. Ayaklarım ise hiçbir şekilde hareket edemiyordu, ne ileri nede geri sadece olduğum yerde sanki beni sabitlemek için vardılar...

Selammmmm 5. Yazar oldum uygulamada ve kitap ile ilgili düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim ve kitabıma isim bulamadım onun için bana fikir verin sizi seviyorum 💗